Ortaköy Camii veya Ortaköy Büyük Mecidiye Camii; İstanbul Boğaziçi’nin Rumeli yakasında Ortaköy Vapur İskelesi Meydanı’nın kuzey ucunda sahilde 1853 – 1854 yıllarında Sultan I.Abdülmecit tarafından Mimar Nikogos Balyan’a inşa ettirilmiştir. Güneyi ve batısı denizle çevrili olan cami, Boğaz’a doğru uzanan küçük bir burun üzerindedir. 2433 m² toplam alan üzerinde cami 933 m² alana inşa edilmiştir. Sahilde olmasına rağmen; Üsküdar’dan ve Boğazın birçok yerinden görünür. Bugünkü Ortaköy Büyük Mecidiye Camii’nin bulunduğu yerde Mahmut Ağa mescidi zaman içinde harap olduğundan Sultan III.Ahmet’in damadı ve Sadrazamı İbrahim Paşa’nın emriyle bu eski mescit yıktırılarak daha sahile doğru Kethüda Mehmet Efendi tarafından yeni bir cami yaptırılmıştır. Mehmet Kethüda Camii de zamanla harap olduğundan Sultan I.Abdülmecit tarafından aynı cami yerine iki minareli bir cami yaptırmıştır. Bugün “Ortaköy Camii” veya  “Büyük Mecidiye Camii” olarak bildiğimiz cami bu camidir.

CAMİNİN BANİSİ

Sultan I.Abdülmecit, 31. Osmanlı padişahı ve 110. İslam halifesidir. Sultan II. Mahmut'un Bezmialem Sultan'dan olan oğludur. Döneminde Tanzimat Fermanı'nı ilan ettirmesiyle meşhurdur. Osmanlı Devleti'nin son dört padişahının babasıdır ve en çok sayıda oğlu padişahlık yapmış olan padişahtır. Abdülmecit, babası gibi tüberküloza yakalanmıştı. Ihlamur Köşkü'nde öldüğünde 38 yaşındaydı. Fatih'te, Sultan Selim semtinde, Yavuz Selim Camii Haziresi'nde, Sultan Abdülmecit Türbesi'ne defnedildi. Batı kültürüyle yetiştirilmiştir. İyi Fransızca konuşur ve batı müziğinden hoşlanırdı. Babası II. Mahmut gibi yenilik yanlısıydı. Babasının vefatı üzerine tahta çıktı. Talihi, Mustafa Reşit, Mehmet Emin Ali Paşa, Fuat Paşa gibi devlet adamlarına rastlamasıydı. Aracısız halkın dertlerini halkın kendi ağzından dinleyen ilk padişahtır. 1 Temmuz'da 1839 tahta çıktı.

Londra ve Paris'te, Osmanlı devletindeki ıslahat hazırlıkları konusunda görüşmelerde bulunan hariciye nazırı Mustafa Reşit Paşa, bir ıslahat programının gerekliliğine padişahı inandırdı. Hazırlanan Gülhane Hatt-ı Hümayunu Mustafa Reşit Paşa tarafından 3 Kasım'da Gülhane'de okundu. Tanzimat dönemini açan bu belgeyle, yargılamasız kimsenin cezalandırılamayacağı, mal ve mülkünün zorla alımına gidilemeyeceği ilkesi getiriliyor, devletle birey arasındaki ilişkileri düzenleyecek yasaların çıkarılacağı açıklanıyordu.

Fransız ceza kanunu çevrilerek uygulamaya konuldu. İlk idadiler açıldı. 1847'de Mekatibi Umumiye nezareti kuruldu. 1848'de ilk muallim mektebi, aynı yıl Harbiye'de kurmay sınıfı, 1850'de Darülmaarif adı verilen lise, 1851'de ilk bilim akademisi sayılan Encümen-i Daniş açıldı. 1846'da Darülfünun binasının temeli atıldı. Askerlik yasası çıkarılarak kura yöntemi benimsendi, askerlik süresi 4-5 yıl olarak sınırlandı.

1840'ta kaime-i mutebere adıyla ilk kağıt para çıkarıldı. 1853 yılında Abdülmecit, Rusya'ya savaş açtı. Osmanlı Devleti, müttefikleri İngiltere, Fransa, Piyemonte ile birlikte Kırım Savaşı'nı kazandı. 1856 yılında Paris'te imzalanacak barış antlaşmasından önce padişah, Tanzimat Fermanı'nı tamamlayan Islahat Fermanı'nı ilan etmek zorunda bırakıldı. Azınlıklara, savaştan önce Rusların istediğinden daha fazla haklar veren bu belge, 1856 tarihinde Paris Antlaşması'nı imzalayan İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya ve Piyemonte tarafından senet kabul edildi.

Siyasi buhranları bu şekilde atlatan Abdülmecit, yeniden ıslahat işlerine döndü. 1856'da askerlik teşkilâtı yedi ordu esası üzerine kuruldu ve Hıristiyanlar da askere alınmaya başlandı. Maarif-i Umumiye nezareti kuruldu (28 Nisan 1857). Avrupa'ya öğrenci gönderildi (1857). Mülkiye Mahreç Mektebi (1859), Telgraf Mektebi (1860) gibi bazı meslek okulları açıldı. Yeni toprak kanunu (Arazi kanunnamesi) yayınlandı (1857). Devletin gelir ve giderleri bir bütçeye bağlandı. Tersane yeniden düzenlendi.

Bu sırada mâli durum da çıkmaza girmişti. Savaş giderlerini karşılamak üzere ağır koşullarla alınan dış borçların hazineye büyük yükü yanında padişahın ve sarayın sorumsuz harcamaları da durumu gittikçe ağırlaştırıyordu. Devlet, 1854 yılında Kırım Savaşı sırasında ilk kez dışarıdan borç almak zorunda kalmıştı. Bunu ikinci (1855), üçüncü (1858), dördüncü (1860), borçlanmaları izledi. Beyoğlu sarraflarından alınan borçlar da 80 milyon altın lirayı aştı. Bunlar için rehin verilen mücevherlerle borç senetlerinin bir bölümü yabancı tüccar ve bankerlerin eline geçti. 1859 yılında sadrazam Mehmet Emin Ali Paşa azledildi. İngiltere, Fransa, Avusturya, Prusya ve Rusya Bab-ı Ali'ye bir nota vererek, Islahat Fermanı'nda söz konusu edilen ıslahatların gerçekleştirilmesini istediler.

Sultan Abdülmecit, dışarıdan aldığı borçların bir kısmıyla saray ve köşkler yaptırdı. Dolmabahçe Sarayı (1853), Beykoz Kasrı (1855), Küçüksu Kasrı (1857), Mecidiye Camii (1849), Teşvikiye Camii (1854) Hırka-i Şerif Camii (1851), döneminin başlıca yapıtlarıdır. Bezmialem Valide Sultan Gureba Hastanesi'ni yaptırdı (1845-1846). Yeni Galata Köprüsü de aynı tarihte hizmete girdi.

MİMARİ YAPI

Bu cami, Osmanlı Cami Mimarisi dışında Barok Üslubu’nda yapılmıştır. Caminin demir parmaklıklı küçük bir avlusu, iki tarafını saran geniş bir rıhtımı ve doğusunda bir bahçesi vardır. On bir basamaklı çift taraflı mermer merdivenlerle son cemaat yerinin önündeki cümle kapısının önüne çıkılır. Kapı üstündeki kitabede Ali Haydar’ın talik ile yazdığı Şair Ziver’in camiye tarih düştüğü şu şiiri vardır. Cami mimari plan olarak kare bir mekandır. Merkezi kubbesi harimin üstünü örter. Kubbe, askılarla dört duvar üzerine oturtulmuştur. Dış taraftan üç cephesi yığma sütunla süslenmiştir ki bu sütunlar aynı zamanda kubbeye payandalık ederler.

Osmanlı Cami Mimarisi’nde geleneksel olarak son cemaat yeri camiye girişten önce, cami dışındadır. Son cemaat yeri, Hünkar Mahfiline geçişi sağlayan bir ara mekân konumundadır. Bu camideki son cemaat yeri, Osmanlı Cami Mimari geleneğindekilere benzememektedir. Burada son cemaat yeri harim bölümüne kaydırılmış olup harim bölümünün kuzeyinde hünkâr mahfilinin altında gerçekten bir hazırlık mekânı olarak görülmektedir. Son cemaat yeri olarak bulunması gereken mekân, burada giriş holü işlevini yüklenmiş görünmektedir. Burada cümle kapısının sağında ve solunda bulunan birer tane dikdörtgen şeklinde ve ahşap doğramalı iki pencere vardır.

Son cemaat yeri diyebileceğimiz buradan harim kapısına vardığımızda, çift kanatlı geniş bir kapı görürüz. Harim kapısının da sağ ve solunda aynı şekilde dikdörtgen, ahşap doğramalı birer pencere bulunmaktadır. Harim bölümü, yüksek beden duvarları üzerine kubbeyle örtülüdür. Gayet ince ve oya gibi işlemelerle ve oymalarla süslenen bu caminin kubbesi; üzerleri kemerli dört büyük ve kalın duvarlarla, bunların dört köşesinde birer ağırlık kulesi yapılarak üzerlerine oturtulmuştur. Biçim ve statik işlev olarak gerçek bir ağırlık kulesi olmayan bu elemanların üstünde içi boş dekoratif figürler vardır. Kubbenin hemen altında ve bu kemerli duvarların üzerinde kubbeyi çepeçevre kuşatan dar bir kasnak vardır.

Caminin iç duvarları, kırmızı ve beyaz hareli pembe mozaikle kaplanmıştır. Caminin içi, üst sıralarda 12, alt sıralarda ise 8 büyük pencereden ışık alır. İç mekânın bu tasarımla insana ferahlık veren bir görüntüsü vardır. Mihrap, mermer ve mozaikle yapılmıştır. Üzerinde istalaktit vardır. Minberi de somaki mermer kaplıdır. Solda bir de somaki mermerden yapılmış vaaz kürsüsü vardır. Caminin duvarlarında bulunan Allah,Muhammed  levhalarıyla, minberin üstündeki oyma Kelime-i Tevhid’in yazıları bizzat Padişah Abdülmecit tarafından yazılmıştır. Altında padişahın imzası okunmaktadır. Caminin harim kapısı üstünde sağda Hünkâr Mahfili, solda müezzin mahfili vardır. Bu mahfiller sundurma halinde değil birer loca gibidir. Caminin son cemaat yerinde sağda ve solda altlı üstlü üçer odalı ve sofalı birer kısım vardır. Sağdakinin kapısı denize açılır ki burası Hünkâr Mahfilidir. Hünkar Mahfili, kuzey girişinde batı cephesinde ve iki katlıdır. Bu düzenleme açıkça hünkârın deniz yoluyla geldiğine işaret eder.

Giriş, iki yandan on basamaklı merdivenlerle ulaşılan bir portikten verilmiştir. Bu şekilde caminin üst katına doğu ve batı tarafından her iki yönde bulunan merdivenlerle çıkılır. Bu nedenle cami bölümü olan harimden üst kata doğrudan ulaşma imkânı yoktur. Bu düzenlemenin dönemin protokol ve emniyet kurallarına uygun olarak yapıldığı da bir gerçektir. Caminin birer şerefeli yivli, ince iki minaresi vardır. Çok narin ve zarif görünümlü, sülün gibi, sahilden semaya ser çeken bu minarelerin şerefelerinin altında iri kabartma akont yaprakları İstanbul’da tek örnek olarak altın yaldızlarla boyanmıştır.

Zengin süslemeleriyle çok gösterişli olan bu cami, devamlı tamir gördüğünden, her defasında içindeki kalem işleri de yenilenmiştir. Yapıldığı tarihten bu yana farklı zamanlarda beş defa tamir geçirmiştir. Bu tamir yılları sırasıyla 1862-1866-1894--1964-1984’tür.1894 yılındaki büyük zelzelede kıble tarafındaki pencerenin üstü ve duvarı çatladığı için alçı ile kontrol camı konmuştur. Bu felakette minarelerin ikisi de şerefelerin altına kadar yıkılmış sonra tekrar yapılmıştır. Bütün bu onarımlardan sonra Ortaköy Deresi yatağı üzerindeki temellerinin yeterli sağlam sahip olmadıkları ve caminin denize doğru kaydığı ve göçmek üzere olduğu anlaşıldığında, onarıma alınmak üzere cami 1960 yılında ibadete kapatıldı. Dört yıllık bir bekleme ve araştırmadan sonra 1964’de önemli bir onarımdan geçti.

Cami kubbesi askıya alındı. 20 metre derinlikteki sağlam zeminde inşa edilen fore kazıklarla temel takviye edildi. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün yürüttüğü önemli bir restorasyon projesi olarak bilinen bu çalışmalarda 64 tane fore kazık cami benden duvarları boyunca karşılıklı olarak kullanılmış ve 80 ton çimento şerbeti enjekte edilerek zemin takviye edilmiştir. Duvar araları oyularak içinden demir putreller geçirildi ve nihayet askıya alışmış olan kubbe sökülerek yerine özgün kubbe formunu elde etmek üzere biri içerde, diğeri dışarıda iki ince betonarme kabuk yapılarak kubbe yenilendi. Bu restorasyon da beş milyon lira harcanmıştır. Cami ibadete 1976’da açılmıştır. Ortaköy Büyük Mecidiye Camii bu büyük restorasyon dan sonra 1984 yılında büyük bir yangın geçirdi ve beşinci defa onarıldı.
 

Editör Yorumu

İstanbul'un en aydınlık en güzel camilerinden. Vaktiniz varsa gidin, hem Ortaköy'ün o sokak arallarını ve satıcılarını hem de camiyi keşfetmiş olursunuz. Kumpir yemeyi ihmal etmeyin.

Telefon

Bilinmiyor.

Açılış & Kapanış

Bilinmiyor veya 24 saat açık.

Giriş Ücreti(TAM)

Bilinmiyor veya ücretsiz.

Giriş Ücreti(ÖĞRENCİ)

Bilinmiyor veya ücretsiz.

Değerlendirme

0

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız. Giriş yapmak için tıklayınız.